Monday, July 21, 2014

ELMA ŞEKERLİ ÇOCUK İLE YALNIZ BALONCU






Herkes farklı sergiliyordu hayattaki rolünü. Her oyun kendi sahnesinde oynanıyordu çünkü. Kimileri  kapalı gişe kimileri ise ilk günden işkence...
Yazmalıydım evet yazmalıydım. Oturduğum sahilde tüm gün seyre daldığım Elma şekerli çocuk ile ucube yalnızı baloncu amcayı.. Avucuna sıkıştırmıştı buruş buruş kağıt parayı kırmızı yanaklı çocuk. Bayramın ertesi günü bayram harçlığı ile koşmuştu önce elma şekerine daha sonra da kırmızı renk balona. Umut doluydu, heyecan dolu. Ne güzel yansıyordu kırmızı renk yanağına ve çok mahcup tebessüm yüzüne…Hava daha çok kararmadan, vapura binmeden almak istiyordu kırmızı renkli olan balonu. Ucube ve yalnız baloncu amca, rengarenk balonlarının renkleri arasında kendi renksizliğini yaşıyor ve dalıp gidiyordu deli gibi çalan son geminin siren sesine.
 Son yolcu da biniyor vapura ve martılar eşliğinde yavaş yavaş güneşe son selamını da yollarken kayboluyor gemi...
Geceden midir bilinmez güneş teslim ederken nöbetini aya, bir hüzün çöküyor ucube ve yalnız adamın yüreğine. Tüm gün zorla da olsa mutluluk maskesini takmıştı ve serseri gülüşleriyle karşılamıştı tüm çocukları elinde balonlarıyla.
Hüzün çökerken güne ,maskesini çıkarıyor ve iç yüzü ile hesaplaşmaya başlıyor. Bir türlü satamadığı kırmızı ve yeşil balonları kucağına alıp sabit ve belirsiz yönlü bakışlarıyla derinlere daldığını anlamamak ne mümkün.  Yanağında gamze, kıvır kıvır saçlı oğlanı farkedene kadar bakışları değişmiyor ucube yalnızı adamın. Derin bir nefes alıyor görünce iç geçirerek ve nasıl küçücük bir bedene bu kadar büyük mutlulukları barındıran gülümseme ile karşılaştığını düşünüyor. Son kalan madeni para ile minicik elleri ile yaklaşıyordu elinde elma şekeri olan çocuk. Kıyamadığından mıdır bilinmez tek ısırıkla bırakılmış şekeri ve afacan bakışları ile geliyordu ucube yalnızı amcanın yanına. Minik ve hızlı adımlarla geliyordu. Soluk soluğa kalmıştı çocuk ve bir çırpıda soruvermişti amcaya:
“ Buncacık parayla bu kırmızı balon gelir mi amca?”  biraz ezik, biraz mahcup ama bir o kadar sevecen bakışlarıyla.
“Bu parayla hiçbir şey gelmez “ deyivermişti ucube  ve yalnız adam. Halbuki tüm gün zar zor satmaya çalışırdı balonlarını. İçten içe çocuğun neşesini kıskandığından mıdır bilinmez terslemek istemişti elma şekerli çocuğu. Kıpkırmızı dudaklarını büzüvermişti çocuk. Hayalleri elinden alınmıştı sanki. Bir umutla yaklaşıvermişti hayaline ama birden balon gibi uçuvermişti işte.
Ucube ve yalnız adam hiçbir çocuğu sevmiyordu aslında ama nedense bir anda bir ışık gibi patlayıverdi beyninde düşünceler ve kötü düşüncelerinden süratla uzaklaştı.
Minik adımlarıyla ve hüzün dolu bakışlarıyla geri geri giden çocuğa seslendi birden. Adını da bilmediğinden aklında kalan ifadeyle çağırıverdi çocuğu:
“Kırmızı yanaklı çocuk gelsene buraya “dedi. Hiçbirşey demediği halde “ bu amca azarlamak için mi çağırıyor acaba “ gibi düşünceler geçti beyninden.Usul usul gelmişti çocuk.
“ Yanılmışım” dedi amca. “ Bu parayla ve anca bir şartla kırmızı ve bir de yeşil  balon gelir” demişti. Biraz şaşkın ve ne yapacağını bilemedi çocuk dinlemeye devam ederken ve şartı ne olabilir diye bakarken.
“Evlat, tek bir şartım var “dedi adam ve devam etti. “ "Şu hayatta neyi yaşamak istiyorsan yaşa ve bildiğin doğrulardan hiç kimse için vazgeçme” deyip elinde son  kalan kırmızı ve yeşil  balonu uzattı çocuğa.
Ne demek istediğini anlamamıştı elma şekerli çocuk ama bildiği bir şey vardı bir şeyi gerçekten ve tüm kalbi ile isteyince gerçek olabiliyordu.
Kızıllık yerini karanlığa bırakınca uzaklaşmaya başladı ucube ve yalnız adam. Bu kez belki de ilk kez hayata bir çocuğun gözüne bakarak mutluluğuna ortak olmanın haklı gururunu yaşadı. 
En çok da o gün, o saatte tam da kırmızı yanaklı çocuğun yerinde olmayı çok istedi. Tekrar yaşamalıydım bu hayatı diye iç geçirdi içinden. Son treni de kaçırmıştı yalnız adam ve günlük güneşlik hava birden yerini yağmura bırakmıştı.
Biçare adam, yağan yağmurla birlikte adımlarını hızlandırdı bir sonraki güne yol almak üzere…








No comments:

Post a Comment